Listen to episode
In this episode, İnanç reflects on his journey and experiences as a podcaster and entrepreneur, discussing the challenges he faced in recording and the insights he gained during a transformative phase in his life. He shares his decision to conclude the first season of the podcast while hinting at future developments in his personal and professional life, including his ventures in micro-video production and training. The episode emphasizes the importance of relationships, self-awareness, and adaptability in entrepreneurship.
MÜZİK Merhaba, ben İnanç. Bir Yaşam Felsefesi olarak girişimcilik podcast serisine hoş geldiniz. Ben de özledim. Ben de bu ikiliği görünce kelime olarak akla gelen ilk şey tabii ki Ferdi Tayfur. Ben de zaten bir Ferdi Tayfur göndermesi yaptım. Ferdi Tayfur'u da çok severim, çok keyifle dinlerim. Gerçekten özledim podcast kaydetmeyi. Arada serzenişte bulunan arkadaşlarım oldu, niye kaydetmiyorsun, nerede podcastler? Ben de tabii kendime soruyorum, niye ben podcast kaydetmiyorum diye. Sonuçta podcast kaydetmeye devam etmek istediğimi biliyorum ama bir takım içgörüler de birikiyor, bir şeylerce not alıyorum, onları paylaşırım diye düşünüyorum. Biliyorsunuz bu podcast sadece bir girişimcilik içeriği değil, yaşama bir girişimcilik olarak bakmak üzerine bir podcast. Ve kendi yaşamımı da bir tür laboratuvar çalışması gibi bu podcast içerisinde sizlerle paylaşıyorum, yaşadığım değişimleri, dönüşümleri, farkındalıklarımı anlatmaya çalışıyorum. Bunu da anlamaya çalıştım. Yani ben niye oturup kaydedemiyorum diye. Son dönemde biraz bu tür şeylerin ucunu kovalamaya çalışıyorum. Yani hissiyatı anlamaya çalışıyorum. Kendimi zorlayarak tabii ki bir kayıt yapabilirdim. Ama bir şey seziyorum, bir şey var. Oturamıyorum yani bir türlü. Oraya oturduğumda içgörülerimi paylaşacağım ama anlatan benle, yani bu podcastteki anlatan benle, o şeyleri yaşayan ben arasında böyle bir başkalaşma oluşmaya başladı gibi hissettim. Kendimi dinledim biraz. Neden böyle bir şey var diye. Ve şu sonuca ulaştım. Bir tür faz değişmesi oldu diye düşünüyorum. Podcast'in içerisinde yavaş yavaş tabii ki bir takım dönüşümleri sizinle paylaştım ama faz değişimi başka bir şey oluyor. Faz değişiminden neyi kastediyorum? Hani böyle bir türbent vardır mesela. Ona yavaş yavaş su koymaya başlarsınız. Bir şey sızmaya çalışıyorsunuzdur. Ya da böyle pazarcıların tepelerinde bulunan muşambalar vardır. O muşambalara yağmur yavaş yavaş birikir. Bir noktaya kadar birikir, birikir, birikir. Türbente de öyledir. Ve birden foş diye o su akar. Faz değişmiştir çünkü. Sistem içerisinde dönüşümler böyle büyük faz dönüşümleriyle yaşanıyor. Yani ben buraya oturup o kayıdı yapmaya başlamak istesem de bir tür faz değişimi hissiyatında olduğum için anlatan benle yaşayan ben arasında bir mesafe oluştuğu için oturamadım. Ne yapacağım peki? Ne yapabilirim? Tabii ki düşündüm yani. Bunu nasıl çözebilirim diye. Bir de niye bir faz değişimi oldu? Çünkü içerik üretmeye başladıktan, podcast'i üretmeye başladıktan sonra tam o dönem benim yaşamsal olarak bir sürü dönüşüm yaşadığım bir dönemdi. İşte bir çocuk yetiştirmeye başladım. Oğlum Ediz'i yetiştirmeye başladık. Büyüttük. Büyütüyoruz. İkinci bir üniversite bitirdim. Artık bir psikolog oldum. Biliyorsunuz bu maceranın nasıl başladığını ve nasıl devam edeceğini. Kendimle ilgili çalışma tarzım değişti. Psikoloji sonrası. Kendi farkındalıklarım değişmeye başladı. Ve çözüm olarak bu faz değişimi noktasında podcast'i birinci sezon sonu diye bitirme kararı aldım. Bu bölüm birinci sezonun son bölümü. Sonra ikinci sezonla devam edeceğiz. Başka sezonlar, başka faz değişimleri olur mu bilmiyorum. İşte ne bileyim şu anda klinik psikoloji yüksek sahası yapmak istiyorum ve bir klinik pratiğe doğru da geçmek istiyorum. Belki ondan sonra da bir faz değişimi yaşanır. Ben yine böyle oturmaya çalıştığımda, kayıt almaya çalıştığımda ayağım geri geri giderse kendimi dinlerim ve sezonu kapatıp bir sezon daha açarız ve devam ederiz diye düşünüyorum. Bu bölümde sizinle yaşamın içerisindeki son dönemde girişimcilik maceramda olup bitenleri paylaşmak istiyorum. Bir tane de edinmiş olduğum içgörüyü paylaşmak istiyorum. Bu ana kadar ki podcast'in içerisinde şu ana kadar gelen bölümlerin tamamı keyifle dinleyebilirsiniz. Buraya kadar geldiyseniz zaten beni bir tür anlatıcı olarak, hikaye anlatan biri olarak dinlemeyi sevdiğiniz için gelmişsinizdir diye düşünüyorum. Çünkü yapay zeka sonrası, informasyon tarzı dediğimiz içerik biçimine ulaşmak artık çok kolay. İçerik üretmek, kıymet kaybetmiş gibi gözükmekle birlikte tam aksini düşünüyorum ben. Hikaye anlatıcısı ve meseleleri kendi tarzıyla ele alan kendi sesine sahip olan insana her zaman ihtiyaç olacaktır diye düşünüyorum. Ben de öyle bir insan olduğumu düşünüyorum. Dolayısıyla hikayeler anlatmaya devam edeceğim. Bu dönem içerisinde neler yaptım? Öncelikle mikro video girişimimi ayağa kaldırdım. B2B alanında çalışıyor. Kurumlara davranış değiştirmek üzere 3 ila 5 dakikalık mikro videolar ulaştıran bir girişim. mikrovideo.com üzerinden örnek demo videoları bakabilirsiniz. Orada bir sinema sever olarak, sinema yapmak isteyen birisi olarak tabii ki sinemaya, filmciliğe, göz kırptığım bir sürü şey yaptım. Göz kırpmaya da devam edeceğim. TrainerX diye bir başka girişimim var. Kurum içi eğitmen yetiştirmek üzere bir platform. Orada da kurucu ortaklar halinde devam ediyoruz. Umut Sav var, Özel Koç var, Işıl Boyergül var. Ve ben varım 4 kurucu olarak. Kurum içi eğitmenlerin gelişimine hizmet etmek üzere TrainerX'i kurduk. Bu da trainerx.online'dan takip edebilirsiniz. Bir de tabii ki Fikri Tesisat. Benim 2012 yılında kurduğum, 14 senedir hizmet verdiğim eğitim ve danışmanlık şirketim. Ayağımı biraz daha onun üzerine atmaya başladım. Yani bir ayağım dışarıda gibi takılıyordum. Biraz daha B2B tarafına girmeye şu anda çalışıyorum. Ve bütün bu yaptıklarımı bir araya getirmeye çalışıyorum. Yaşamsal farkındalıklar olarak da bir sürü tabii ki farkındalık yaşadım. Özellikle böyle koşa koşa gittiğim insan davranışları ve insan türlerine niye onlara koşa koşa gittiğimi anlayıp onlardan kaçmaya başladım. O tarz ilişkiler, muhabbetler ve insan türleri. Bir de kaçtığım şeyler vardı. Tam tersini yapmayı seviyorum bu arada. Ben Sezgi Kaçtı buluyorum tersine çevirmeleri. Bir sürü tersine çevirme olmuştur hayatımda. Kaçmaya çalıştıklarıma da gitmeye çalışmaya başladım. Çok enteresandır. Gerçekten benim için keyifli farkındalıklar oldu bunlar. Kendini, bedenini ve hissiyatını dinleyerek karar verme noktasında bir miktar yol aldığımı düşünüyorum. Harvard Girişimcilik Sertifika Programı'nda öğrendiğim bir framework vardı. POCD framework. Size daha önce anlatmıştım. Hani vardır ya böyle bazen... Ben şiiri çok sevmem bu arada da. Sevdiğim şiirler vardır. Bir şiiri işte şimdi bana konuşuyor diye tam anladığım bir zaman vardır. Her zaman anlamayabilirsin. Ya da bir metin, bir roman, bir karakter, bir film sana konuşamamıştır ama bir noktadan sonra birden onun sana konuştuğunu anlarsın ya. POCD framework çerçevesi de benim için tekrar tekrar anladığım bir çerçeve oldu. Ne diyordu POCD? Bir girişimin başarıya ulaşması için şu dördünün bir arada iyi bir şekilde bulunması lazım. P, POCD, people yani insanlar. O, opportunity yani fırsat. C, context yani bağlam. D, the deal. Şimdi tekrar tekrar bakacak olursak bunlar içerisindeki en güçlü gördüğüm şey tabii ki insan, people. Bir girişimin içerisinde bunlar sadece ortak olmak zorunda değil bu arada ortak içinde bakabilirsiniz aynı şekilde. Bir araya gelen insanlar A kalite olmalı. Eğer siz A kaliteyseniz. Ve motivasyon olarak, beceri olarak, girişime katkıları olarak da A kalite iş yapmaları gerekir. Eğer bu insan tarafında bir sorun varsa girişimde bir süre sonra sekteye uğramaya başlayacaktır. Tedarikçiniz de A takımı olacak. Ürün aldığınız bir yer çalışanlarınız varsa ekibiniz, kurucular, ortaklar hepsi bu insan kısmına giriyor girişimin. Burada rolünü iyi oynamayan birileri varsa o iş batıyor. Bunu performans olarak takip etmediğimi fark ettim mesela. Farkındalıklarımdan bir tanesi o. Zaman zaman B2B alanında bir takım işbirlikleri kurmaya çalıştım. O B2B işbirliklerinin çok da derinliği olmadığını gözlemliyordum tabii ki ama herhalde böyle diye düşünüyordum. Yani şu anda benim sunduğum ürün ya da hizmet insanların çok ilgisini çekmiyor herhalde diye düşünüyordum. Hayır, bunun böyle olmadığını gördüm. Bunu nasıl keşfettiğimi de anlatacağım tabii ki. Meğerse bir takım ortaklıklarda ben performans takibi yapmamışım. Yani o işbirliğini yöneten taraf kendi üzerine düşen şeyi yapacak kalitede değilmiş meğerse. Şimdi artık ona daha fazla dikkat etmeye çalışıyorum. O opportunity yani fırsat kısmı ortada bir tane fırsat olması lazım. Yani insanların satın almaya tüketmeye hevesli oldukları bir ürün ya da hizmetçi hizmetinin peşinden koşuyor olmamız lazım. C konteks bağlam çok açık. Şu anda mesela yapay zeka koştura koştura giderken bağlam yapay zeka ile ilgili işlere biraz daha fazla şans veriyor. Dolayısıyla bağlamın da doğru olması lazım. D de deal şöyle düşünün deal o işin içerisine giren herkes açısından o şeyin karlı olması lazım. Bir tür kazan kazan kurgusunun olması lazım. Yine bizim ülkede çok yaptığımız ve yanlış olan ve mecbur olarak bazen yaptığımız bir şey vardır ya yani o işi bir şekilde ayağa kaldırmak için bir sürü insanı daha az para vermeye çalışırsın, maliyetlerini azaltmaya çalışırsın bir şekilde eş dost arkadaş yardımıyla onu yapmaya çalışırsın. Bunları yapmaya çalıştığında o kişilerin bu işten kazancı az olduğu için senin işinde çok fazla yükselmiyor. Tertemiz şiir gibi tekrar anladım. Sizde tekrar bunun üzerine düşünün insanlarla işbirliği yaparken tedarikçileriniz, ekibiniz ortaklarınız hepsi o insan kaynağı üzerinde sizin gibi mi? Böyle değilse işiniz zor olacaktır. Başka ne fark ettim? Dedim ya böyle koşa koşa gittiği şeyler var insanın. Psikoloji eğitimi sonrası özellikle fark ettiğim şeylerden bir tanesi buydu tabi ki. İnsan nelere koşa koşa gidiyor? Alıştıklarına, yaşanmışlıklarına yanlış da olsa doğru da olsa kendi sinir sistemine doğru gelen şeylere doğru koşarak gidiyor. Sonra bir bakıyorsun sınırlar kalmamış. Kendi sınırlarını kaybetmişsin. Kendi kimliğini kaybetmeye başlıyorsun. Bir de tabi diğer tarafı var bazı şeylerden de kaçıyorsun. Ben mesela B2B'den çok kaçtım. İşte kurumsallık kurumsal ilişkiler oradaki yapıp etme biçimleri hep bir ayağım dışarıda dedim ya nedeni oydu. Onun içine giremiyordum. Nasıl bir farkındalık sonrasında bir miktar burayı değiştirmeye başladım? Şunu gördüm duyumsamada yani bir şeyleri görme yoluyla özellikle duyumsamada bir teori vardır. Top down proses yani tepeden aşağı işleme yapabilirsin ya da bottom up proses edebilirsin. Aşağıdan yukarı işleyebilirsin. Ne demektir bu? Eğer yukarıdan aşağı işliyorsan şöyle bir örnek vereyim. Diyelim ki telefonunu kaybettin ve bir girip telefonunu aramak üzere içeriye bakınıyorsun. Tepeden aşağı doğru işliyorsun demektir bu. Yani her eşyaya telefon mu değil mi diye bakıyorsun. Aşağıdan yukarı işlemek demek ne demek? Bir arkadaşın dedi ki bak odamı yeni düzenledim. Yeni şeyler aldım kitaplar aldım, raflar aldım dekorasyonu değiştirdim. Sen de hiç ziyaret etmedin benim evime. Gel bir kahve içelim dedi. Seni odasına çağırdı orada işte aşağıdan yukarı işleme yapıyorsun. Yani tek tek her şeye bakarak o odayı bir bütünlüğe kavuşturmaya çalışıyorsun. Bu çok enteresan bir bende farkındalık oluşturdu. Şunu gördüm. Ben insan ilişkileri özelinde özellikle daha çok aşağıdan yukarı işleyen bir insanım. Yani şöyle düşünün ben bir insanın bana sunmuş olduğu puzzle parçalarını birleştirerek mükemmel bir tablo oluşturmaya çalışıyorum. O insan bana çok saçma sapan bir parça uzatırsa bir dakika ya buradan bu tabloya ulaşamayız diyorum. Ve bir sürü insanı böyle filtre ettiğimi fark ediyorum şu anda. Yani tek tek bazı parçalar bana uzatılan parçalar hoşuma gitmediği için bütünü iptal etmek gibi düşünebilirsiniz. Aaa neyi fark ettim? Hayat tepeden aşağı işliyor. İnsan ilişkileri tepeden aşağı işliyor çalışma hayatı tepeden aşağı işliyor. Örnekler vereceğim sizin de zihninizde canlanacaktır. Yani mesela aşağıdan yukarı bakıyorsan çalışma hayatına insanlarla kurduğun ilişkilerin süper olmasını beklersin yemekhanedeki yemeğin süper olmasını beklersin. Bütün yöneticilerin muhteşem olmasını beklersin. Topluma değer üret... Beklersin de beklersin. Bir sürü iyi parça toplamaya çalışırsın ama hayat o kadar kırık dökük ki bu anlamda. Herhangi bir kurumda içeriye girip dünyanın en iyi kurumlarına da gitseniz elinize bozuk parçalar verecekler. Bir de tepeden aşağı işlediğimizi düşünelim. Tepeden aşağı işlemek ne demek çalışma hayatında? Ben 5 sene kadar bu kurumda çalışacağım şu becerilerimi geliştireceğim şunları öğreneceğim ve baktığımda toplam olarak maaşıyla ek gelirleriyle paketiyle sigortasıyla bu iş iyi bir iş kararı verdiğiniz anda artık size uzatılan bazı puzzle parçaları kötü de olsa siz tepeden aşağı doğru işlemeye karar verdiğiniz için yolunuza devam edebiliyorsunuz. Ya da insan ilişkileri için örneklendirelim. Bir insanla ilgili şöyle düşündünüz. Ya bu insan iyi. Toplamda iyi yani. Ben hoşça vakit geçiriyorum bu insanla. Bu insan benim hayatımda yer alabilir. Bu yukarıdan aşağı bir karar. Artık bu insan arada cozutabilecek. Eskiden cozutunca iptal ediyordum ben insanları. Yok ya hepimiz cozutuyoruz arada. Yani herkes hata yapıyor. Herkesin bir de korkuları var. Sana bir şeyi uzatamıyor mesela. Elleri titriyor. Çünkü onunla ilgili bir yaşanmışlığı, deneyimi var. Onun için o çok kıymetli. Meselelere başka bakıyor. Hayata başka bakıyor. Böyle tek tek bir takım parçalarda sorun yaşanabiliyor. Ben ama artık bütüne dönüyorum. Ya ben bu insanı hayatımda tutmak istiyor muyum? Evet. Arada bir iki bozuk parça varsa tamam. Bu çünkü şöyle bir farkındalıktan itibaren geliyor. Benim de tabii ki herkese uzatabileceğim muhteşem puzzle parçalarım yok ki. Herkes gibi ben de bir takım kötü kötü parçalardan oluşmuş bir bütünlüğüm. İşte bunu fark ettim. Ve geçmişte bir takım iptal ettiğim projelerin zora gitmiş olan bir takım işlerin de bu nedenden dolayı zora gittiğini gördüm. Çünkü ben işte 3 senelik büyük bir proje yapıyorum mesela. Ben o 3 senelik projenin içerisindeki her etkileşimin iyi ve benim gibi düzgün olmasını tırnak içerisinde bekliyorum. E çok beklersin. Bekleme. 3 senelik toplam projedeki alacağın şey senin önüne koy. Buna evet misin? Evet. Artık bir köpedeki büyük şeyden itibaren aşağı doğru inmen lazım. Arada yaşanacak olan bir takım sürtünmeleri iptal edebilirsin. Bu benim için enteresan bir farkındalık oldu. Dolayısıyla B2B'ye geçebilmemi sağlayan da bu anlayış oldu. Ben zaten anlamadan hareket edemiyorum. Bu benimle ilgili bir şey. Anlamam lazım. İnsanları anlamam lazım. Seni anlamam lazım. Arada anlamsız geliyorsa bir şey bana onu anlayana kadar uğraşırım. Doğru olmak zorunda değil. Anlaşılır olmak zorunda. Doğru ile anlaşılır başka şeyler. Benim için anlaşılır hale geldiğinde o artık benim için işlenebilir bir şeye dönüşmüş oluyor. Şu bir şeylerden koşma ve kaçma mevzusunda da benzeri bir farkındalık yaşadım. Daha çok kendi alışkanlıklarıma ve dünyaya bakışıma göre bir filtreleme sistemi uygulamışım. Halbuki insanlarla iyi ilişkiler geliştirmenin çok önemli bir beceri olduğunu gördüm. İnsanlarla iyi ilişkiler geliştirerek iyi bir girişimci oluyorsun. Bunun için seviyorum ya ben zaten girişimcilik meselesini. Bunun için ya bu bir yaşam felsefesi olarak girişimcilik podcasti ve içeriği. Çünkü girişimci kendisi değişip dönüştüğünde de belirli yerlere doğru kendini büyütebiliyor. Bunu gördüğümde aa tamam dedim iyi ilişkiler geliştirmek lazım. Peki bu farkındalığa nasıl ulaştım? Şunu gözlemledim kendimde. Ya benim niye daha fazla sayıda görüştüğüm insan, meslektaşlarım, akranlarım yok? Bunu soruşturmaya başladım. Ve şunu farkettim. İnsan kendisinden konuma bazı insanları koyabiliyor. Bilgi olarak, beceri olarak, deneyim olarak kolayca buluyorsun bir sürü insanı. Diyorsun ki bu benden daha iyi, bu benden daha muhteşem. Kendinden beceri, bilgi, deneyim ve çeşitli unsurlar açısından daha zayıf olanı da buluyorsun. O da çok kolay. Ama örtük bir kibirle zor bulunan ne? Bu laf kendime tabii ki akran bulmak. Bir düşünün. Akran bulmak çok daha alçakgönüllü bir davranıştır. Bu dünyada bu insan benim meslektaşımdır, akranımdır. Aynı işin içerisindeyiz diyebilmek zordur. Aaa tamam dedim. Ben hemen meslektaşlara koşayım. Ve benimle aynı işi yapan insanlarla sohbet etmeye, ofise çağırmaya, muhabbet etmeye başladım. Ve hemen hızlıca bir iki ay içerisinde buralardan bir şeyler genişledi. O davet ettiğim insanlardan bir tanesi Uğut mesela. Trainer X ile şu anda birlikte iş yapıyoruz. Bunun gibi bir sürü farkındalık oluştu. Bir de tabii ki size söylemiştim ya, işbirlikleri açısından bir işbirliği, ağ takımı mı değil mi? Bununla ilgili veriler edinmeye başladım meslektaşlarımla görüştükçe. Çünkü meslektaşlarınız size veri de getiriyorlar. Yine orada da küçük hesapçı bir takım meslektaşlar oluyor tabii ki. Verinin kendisini ve bilgiyi de saklayan, kucaklayan ve seninle paylaşmayan. Ama çok az sayıda tabii ki bunlar. Bunun dışında çoğunlukla çok daha iyi ilişkiler gördüm. Şimdi bu iyi ilişkiler geliştirme meselesine bakınca tabii mikrofonumun yerini değiştirdim şu anda ve ses kaydında bir ses dalgasında farklılık görüyorum. Bunu yine bana uzatılmış kötü bir puzzle parçası olarak ele alıp podcastin bütünlüğü için kaydıma devam ediyorum tabii ki. Böyle bakmaya başlayınca insan iyi ilişkiler geliştirmeye de başlıyor ve insanları akran olarak görmeye başlıyorsunuz. Size de eğer böyle bir şey yapmadıysanız bunu tavsiye ediyorum. Başka ne fark ettim? Psiko-muhabbet içeriğini üretirken YouTube'da bir içerik üretiyorum psiko-muhabbet üzerine. Bu içeriği benim ittirdiğimi fark ettim. Sponsoru ben olarak başladım ve kimse izlemese de üreteceğim bir içerikti. Ama oraya ikili bir içerik tipi olduğu için bir takım insanları davet etmem gerekiyor. Bir de ne fark ettim? İnsanlar şöyle davranıyorlar. Kendi takipçi sayıları ve kitleleri bir tür kapital sermaye, seninki de bir sermaye. Bunlar arasında bir eşleştirme yaparak sana dönüyor ya da dönmüyor, karar veriyor ya da karar vermiyor. Bunun çok dışında tabii bir sürü insanla çalıştım ve onlara da çok teşekkür etmiş olayım şu anda buradan. Onlar da asimetri peşinde insanlardı. Ben burada hala asimetri seven bir insanım. Yani hiç de öyle fazla sayıda takipçisi olmayan birinin kanalında bir iş yapabilirim. Niye yapmayayım? Hep yapmak zorunda değilim tabii ki ama tek tek buna küçük hesap diyorum ben bu kadar böyle küçük hesapla hareket etmem. Yaşamı zenginleştiren şeylerden bir tanesinin de buradaki bazı insanların yüce gönüllülükle zaman zaman birbirlerine asimetri oluşturması olduğunu düşünüyorum. Mümkün olduğunca buna dikkat ediyorum. Şu anda psikomuhabbet biraz boş noktada ona tek başıma devam etmenin bir yolunu bulabilirim belki. Bilmiyorum ama negatif filtrelerinden birisi olarak kalsın. Çok kıymetli bir şey çünkü negatif filtre. Bu kadar da bayılmıyormuşum şu anda ben bunu üretmeye gibi bir sonuca ulaştım. Ve şu anda orası biraz askıda. İnsan böyle şeyleri ancak bir miktar kendisine boşluk vererek, kendisini anlamaya çalışarak fark edebiliyor. Biraz böyle boşluğa ihtiyacınız var. Joseph Campbell'ın pardon, Kahramanın Hikayesi, Mitolojilerin Gücü diye bir kitabı vardır. Orada söylediği bir şey vardır. Çok severim ben bir parça. Bir odanın bir boşluğunun olması lazım diyor. Günün belirli bir saati. Gazetelerde neler olduğunu bilmediğin o sabah, arkadaşlarının kim olduğunu bilmediğin, kime ne borcun olduğunu bilmediğin ya da herhangi birinin sana ne borcu olduğunu bilmediğin, bu mekan içerisinde ne olacağını, ne olduğunu ya da ne olabileceğini bu mekana, bu boşluğa getirirsin diyor. Burası yaratıcı kuluçgam merkezidir adeta diyor. Başlangıçta burada hiçbir şey olmadığını göreceksin. Bir şekilde bomboş olduğunu göreceksin. Yani bir şeyi böyle bıraktırınca, bırakınca insanlarla ilgili farkındalıklarından bir tanesi de bu. İttirerek yürüttüğüm bazı muhabbetler varmış. İttirmeyi bırakınca Newton'un meşhur şeyi vardır. Hareket etmekte olan bir nesne dışsar bir müdahale olmadıkça ve ters bir kuvvet olmadıkça sonsuza kadar hareketini sürdürür diye. Bazı insanlar böyle değil. İttirmeyi bırakıyorsun, yok. Yok oluyor. O zaman bay bay. Artık. Yani ittirmekte bazı şeyleri zorlamak, bazı şartları zorlamak da her zaman iyi değil. Ne zaman itebilirim? Ben istediğim zaman. Ama en azından bir veri tipi olarak ittirildiğinde kıpırdamayan şeyleri fark etmek de çok kıymetli. Öyle taş gibi duruyorlar. Diyor ki Joseph Campbell, eğer bu boşluğu bırakırsan, bu mekanı bırakırsan, gün içerisinde kendine bu boşluğu ayırırsan, sonunda o boşlukta, o mekanda bir şey olacak. Ben de böyle olacağını düşünüyorum. Yakın dönemde çok sevdiğim cazcı Miles Davis'in bir nota metaforuyla karşılaştım. Birkaç videoda, birkaç şekilde karşılaştım. Miles Davis'in kendisinde de bunu duydum. Birisi soruyor, yanlış nota var mıdır, diyor. Onun böyle bir boğulu sesi vardır. Of course no, diye böyle. Hayır, tabii ki yoktur ya. Yanlış nota olur mu, diyor. Yanlış nota diye bir şey olabilir mi? Yanlış nota olur mu? Olur gibi geliyor bize. Herbie Hancock'dan tekrar videoyu başka bir şekilde gördüm. Şarkılardan birinin ortasında, diyor Herbie Hancock röportajda, Miles Davis'in solosu sırasında o kadar yanlış bir rakor bastım ki her şeyi mahvettiğimi ve o muhteşem geceyi yerle bir ettiğimi düşündüm. Yanlış rakor bastım, diyor. Miles derin bir nefes aldı ve bazı notalar çaldı. Ve bu çalmış olduğu notalar benimkilere eklenince benim akorumu doğru hale getirmiş oldu. Bunu nasıl yaptığını bir türlü anlayamadım. Sihir gibi gelmişti, bilirsin ya, diyor. Gerçekte ne olduğunu anlamam yıllarımı aldı. İşte olan şuydu. Ben çaldığım şeyi yargıladım. Miles yargılamadı. Miles bunu sadece gerçekleşen yeni bir şey olarak kabul etti ve her caz müzisyeninin her zaman yapmaya çalışması gereken şeyi yaptı. O da olan her şeyi değerli bir şeye dönüştürmeye çalışmak. Al işte sana antikırılganlık yine. Ya da hayat uzun gamadır. Nota gibi düşün hayatın içerisindeki vakaları, tamamen seni iptal etmediği sürece çok büyük yanlıştan bahsetmek mümkün değil. Bir tane yanlış gibi görünen bir vaka, bir olay, bir şey. Neye bağlı onun yanlış olup olmadığı? Ondan sonra gelecek olan notalara. Biz insanlar olarak daha çok vakaları, şeyleri, insanları tak diye böyle bir yargıyla hapsetmeye çalışıyoruz. Yargıyı verdiğin anda, yargıladığın anda, bir yargı oluşturduğun anda kilitledin. O dinamik yapıyı statik hale getirmiş oldun. Bir sonraki notayı çalmadın. Çok enteresan bir şekilde hayatın içerisindeki bir takım vakalarla ilgili de bunu kullanabileceğimizi düşünüyorum. Evet, gerçekten özlemişim. Bunu kaydederken de fark ediyorum. Bundan sonrası için podcast ikinci sezon olarak açılacak ve yakın bir zamanda ikinci sezonun ilk bölümünü yayınlamış olacağım. Almış olduğum notlar var. O notları kullanarak sizinle edinmiş olduğum içgörüleri paylaşmaya devam edeceğim. Siz bu arada ne yapın? Siz işte inancayar.com'a girin, Bülten'e üye olun. Youtube kanalına üye olun. Kurumsalda çalışıyorsanız, benimle iş yapmak isterseniz, benimle temasa geçip, eğitim, danışmanlık ya da mikrovideoyla ilgili işler yapabilirsiniz. Tabii ki sinema delisiyseniz de beni bulun. Görüntü yönetmenisinizdir, sesle ilgili çalışıyorsunuzdur, oyunculuk yapıyorsunuzdur. Bir şekilde yollar belki de bir yerlerde kesişir diye düşünüyorum. Benim için çok keyifli bir kayıt oldu. Umarım sizler için de öyle olmuştur. İkinci sezonda görüşmek üzere. İzlediğiniz için teşekkür ederim. Bir sonraki videoda görüşmek üzere. Altyazı M.K.
Search for any podcast and get a full transcript sent to your email. First one is free.
Start transcribing